Sunday, November 11, 2007

İçimizdeki Dostoyevski


La Rochefoucauld, Hobbes, Pascal, Machiavel... Hepsi insanların çıkarları yüzünden birarada yaşadıklarından, aslında kişinin sadece kendini sevdiğinden bahsediyor. İki tarafı da memnun eden karşılıklı bir kandırmacaymış yaşadıklarımız. Şahsen, içimizdekini yüzümüze vuran sanat olmadıkça yeterince anlayamıyorum bahsedilenleri. O yüzden Dostoyevski söylesin bunları bize, en bilinen eserleri arasında yer almamasına rağmen tipik bir Dostoyevski kahramının bunalımlarını başarıyla anlatan Delikanlı üzerinden:

" Ben, tam olarak özgür olmak istiyorum, hatta toplum uğruna parmağımı kımıldatmasam bile. Oradan oraya koşuşup, sözüm ona insanlığa karşı duyulan sevgiden ötürü herkesin boynuna sarılmak, heyecandan gözyaşları dökerek ateşler içinde yanıp kül olmak sadece bir moda! Hem neden ille de insan kardeşlerimi ya da ileride meydana gelecek ama benim hiç bir zaman göremeyeceğim, benden haberi bile olmayacak ve dünya buz tutmuş bir taş parçasına dönüşüp sonsuzlukta tıpkı kendisi gibi başka sayısız buzlu cisimler arasında dönmeye başlayınca, evrende hiç bir iz ya da anı bırakmadan ortadan kaybolacak olan insanlığı sevmek zorunda olayım? (...) Söyleyin bana, neden kesinlikle soylu bir insan olarak davranmak zorunda olayım?"

Dostoyevski ve korkutucu ruhsal çözümlemeleri, bilimselin ciddiyeti üstüne sanatsal rahatlama...

1 comment:

Unknown said...

20.yy da etkileri en çok görülenlerden biri olarak Dostoyevski'nin, sevdigim çokça yazarı bıraktığı izleri saygıyla karşılarken; 19.yy ortası rusya'sıyla oluşturduğu varoluşçu karakterlerin varoluşsal bunalımlarının evrenselleşememesini her zaman bir eksik olarak nitelendirmeyi de Dostoyevski etkisi görmekten sonsuz keyif aldığım özellikle Kafka ve Hesse okuru olarak bir gereklilik olarak görüyorum. Bu sıralar Dostoyevski'yi onaylamayan bir yazar olarak D.H.Lawrance'tan alıntılarla bu blogu böyle karşıtlıklarla renklendireceğimiz için ayrıca keyif aldigimi belirtmeden edemeyecegim, kız çocuğu.