Tuesday, November 6, 2007

"Tehlikeli Oyunlar" oynadım, bunlar kaldı aklımda.

Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"dan sonra yazdığı ikinci romanı olan "Tehlikeli Oyunlar"dan alıntılar... Böylesi büyük bir yapıt için buradaki alıntılar bir seçki olarak kabul edilebilir sadece. Bunlar gibi onlarca parça kitabın sayfalarının arasına yayılmış durumda kendini sizlere sunuyor ve sizleri bekliyor.

"... Önce hiç bir şey yoktu. Bütün evren, kelimesiz bir tekdüzelikten ibaretti. Fakat o sırada kelime icat edilmediği için, bu bölümü anlatamıyoruz. Tanrı, bir süre sonra, tekdüzelikten sıkıldığı için durgunluğu yarattı. Sonra durgun yaratıldı. Bu sıfat tek başına var olamadığı için, durgun temizler ve durgun havalar ve durgun karalar ortaya çıktı. (Sadece bir dilbilgisi zorunluluğu yüzünden.) Durgunluk bulut getirmediği için denizler her zaman mavi ve durgunluk havayı karıştırmadığı için dalgasızdı. Hareket olmadığı için büyüme yoktu. Ne yükselme vardı ne genişleme. Kimse kimseyi geçmiyordu. Yarışma icat edilmemişti. Ve Tanrı, Hüsamettin Tambay'ın ilk atasını, insanı yarattı..." Sayfa 77

"Ben kimse bilmemekle beraber, kötü bir roldeyim: Bütün gidenlerin, tıpkı Nazlı gibi, bir daha dönmeyeceği esası üzerine kurmuştum maceramı. İçimden, her kalkan trene "Ölüm Katarı" gibi, "Karanlıklar Treni" gibi isimler takıyordum. Toplu bir cenaze törenine gelmiş gibi hissediyordum kendimi. Fazla masraf olmasın diye, bir tren dolusu ölüye tek tören yapılıyordu. Tabut ve taşıma masrafını azaltmak için, bütün ölüler, daha tam ölmeden, daha hareket güçlerini tam kaybetmeden, kendi ayaklarıyla törene geliyorlardı. Nazlı, bir tren önce gitmişti; ben de hazır gelmişken, diğer törenlere de katılıyordum." Sayfa 209

Çok güzel sözler hazırlamıştım güzelliğinizin karşısında unuttum, hava kararıyor, yalnız kurtlar inlerine dönüyor, fakire bir sadaka, siz inanmazsınız ama önünden geçip gittiğiniz dilenciler günde yüzlerce lira kazanıyor, ülkemizin bütün zenginleri böyle adam oldu, ben merhamet dilencisiyim, kolumda sargılar taşımıyorum, paçavralar içinde gezmiyorum, kimsenin anlamadığı ince metodlarım var, gecekonduda oturuyorum, seviyemin altında yaşıyorum, yüz olabilecekken bir oluyorum, sürümden kazanıyorum, bana bak saydam etek! bana bak güzel bacak! Kiminle konuştuğunuzun farkında mısın? beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra beni kimse okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh’un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız, beni tanımalısınız ki benden bahsedin, çocuklarınıza beni örnek gösterin, herkes zengin olmak yerine Hikmet olmak istesin, ah bir Hikmet’im olsaydı desin, benim ana çizgilerimi öğrenin, sonra 2000 modeli bir Hikmet-çamurlukları büyük arkası çamurluklu bir Hikmet yaparsınız kendinize göre, kötülüklerimi de unutun, onları ben biliyorum ya yeter, kimseye yararı yok, kötü örnek olamaz, suimisal misal olamaz, bunu sen anlayamazsın ince bel! Sana her şeyi nasıl anlatabilirim?...” Sayfa 316

“Kumar oynayanların konuşmaları, mutfaktan gelen sesler ve tavla gürültüsünün ortasında biraz başı dönüyordu. İnsandan sarhoş oldum diye düşündü. Çoktandır bu kadar insan içmemiştim. İnsanın hayal bile edemeyeceği büyük bir oyunun sarhoşluğu içindeyim. Sonra, bu oyun sözünü unuttu; seslerin akışına kaptırdı kendini.” Sayfa 430

(Alıntıların ardından belirtilen sayfa numaraları, İletişim Yayınları, Oğuz Atay Bütün Eserleri 2: Tehlikeli Oyunlar baskısına uygun olarak verilmiştir.
Not: "kalın" olarak işaretli kısım orjinal halinde böyle olmayıp, tarafımdan özellikle işaretlenmiştir.)

1 comment:

Aylin Balboa said...
This comment has been removed by the author.